3/5/2007 - AYDINLIK
Bulundugu yer: YAZILAR

AYDINLIK

Bir bilge adam çölde öğrencileriyle otururken demişki;

"Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz?

Tam olarak ne zaman karanlık başlar,

ne zaman ortalık aydınlanır?"

Öğrencilerden biri;

"Uzaktaki sürüye bakarım, "demiş,

"koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir."

Başka bir öğrenci söz almış ve

"Hocam"demiş,

"İncir ağacını,zeytin ağacından ayırdığım zaman,

anlarım ki sabah başlamıştır."

Bilge adam uzun süre susmuş.
Öğrenciler meraklanmışlar ve,

"Siz ne düşünüyorsunuz hocam?"diye sormuşlar.

Bilge şöyle demiş;

"Yürürken karşıma bir kadın çıktığında,

güzel miçirkin mi, siyah mı beyaz mı diye

ayırmadan ona arkadaş diyebildiğimde

ve yine yürürken önüme çıkan erkeği,zengin

mi yoksulmu diye bakmadan, aldırmadan,

kardeşim sayabildiğimde anlarımki sabah olmuştur,

AYDINLIK başlamıştır..."


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


3/5/2007 - Çok Şaşırtıcı...
Bulundugu yer: RESIM GALERISI

=> Hokus pokus :)

Image Hosted by ImageShack.us

 


=> Resim yüklendikten sonra 4-5 sn bekleyin,

12 kişi nasıl oluyor da 13 kişi oluyor? Şaşıracaksınız...


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


3/5/2007 - Çiçeklerin Dili...
Bulundugu yer: RESIM GALERISI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


21/4/2007 - HER ŞEY YETERLİ OLSUN ...
Bulundugu yer: YAZILAR

HER ŞEY YETERLİ OLSUN ...

Geçtiğimiz günlerde, havaalanında bir baba ile kızının son dakikalarda aralarında geçen konuşmaya kulak misafiri oldum.

Kızın bineceği uçağın kalkmak üzere olduğu anons edilmişti. Güvenlik kapısının yanında duruyorlardı. Birbirlerine sarıldılar ve baba "Seni seviyorum. Her şey yeterli olsun" dedi.

Kız, "Baba, birlikte geçirdiğimiz günler gereğinden fazla güzeldi. Sevgin, ihtiyacım olan tek şey. Ben de senin için her şeyin yeterli olmasını diliyorum, baba" diye karşılık verdi. Birbirlerini öptüler ve kız ayrıldı.

Baba, yanında oturduğum pencereye doğru yürüdü. Ayakta dururken ağlamak istediğini ve buna ihtiyacı olduğunu görebiliyordum. Özel konulara girmemeye çalıştım; ama "Birine sonsuza kadar ayrı kalacağınızı bile bile hoşçakal dediniz mi hiç?" diye sorarak adeta beni sohbete davet etti. "Evet" diye yanıtladım. Bunu söylemek, beni anılara, benim için yaptıklarından ötürü babama duyduğum sevgiyi ve minneti ifade etmeye çalıştığım anlara götürdü. Zamanının sınırlı olduğunu bildiğimden, benim için ne kadar önemli olduğunu yüzüne söylemek için özel zaman ayırmıştım. Dolayısıyla, bu adamın neler hissettiğini anlıyordum.

"Sorduğum için bağışlayın; ama neden bu sonsuza kadar sürecek bir veda?" diye sordum. "Ben yaşlıyım; o da çok uzakta yaşıyor. Önümde bazı ciddi mücadeleler var. Gerçek şu ki, onun buraya bir sonraki gelişi cenazem için olacak" dedi.

"Veda ederken 'Her şey yeterli olsun' dediğinizi duydum. Bunun ne anlama geldiğini sorabilir miyim?" Gülümsemeye başladı "Eski nesillerden kalma bir dilek. Annem ve babam, bunu herkese söylerlerdi."
Bir an duraksadı; sanki daha detaylı olarak hatırlamak istermiş gibi baktı; kocaman gülümsedi.

"'Her şey yeterli olsun' dediğimizde, karşımızdaki kişinin onu ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmesini dileriz" diye devam etti ve bana dönerek şu dizeleri ezbere okudu

"Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.
İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
Son 'Elveda' yı atlatmana yetecek kadar 'Merhaba' diliyorum."

Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve yürüdü gitti.


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


21/4/2007 - Dostluk
Bulundugu yer: YAZILAR

Ahmet ve Nihat adinda iki arkadas varmis.

Ayni okulda okuyorlarmis. Ahmet Istanbulda yasayan, evi, arabasi yeterince parasi olan biriymis. Nihat memleketten Istanbul'a gelmis zor sartlar altinda yasayarak okuyormus. Bunlar zamanla daha da iyi arkadas olmuslar.

Ahmet Nihat'in durumuna üzülüyor, yardim yollari ariyormus. Nihati evine almis. Yedirmis içirmis. Cebine para koymus. Üstünü giydirmis. Kendine aldigi yeni kiyafetlerini bile ona vermis. Artik beraber gül gibi yasayip gidiyorlarmis. Bir gün Ahmet camdan disari bakiyormus. Karsidan gelen uzun süredir hayran oldugu ve yakinda acilmak istedigi kizi görmüs. Ve sonra arkadan Nihat'in onu takip ettigini. Nihat eve gelmis ve Ahmet'e o kizdan cok hoslandigini aralarini yapip yapamayacagini sormus. Ahmet kendisinin de ondan hoslandigini söyleyememis. Arkadasinin üzülmesini istememis cünkü. Aralarini yapmis. Derken zamanla okul bitmis. Nihat bir süre sonra Kayseriye vali olmus. Evi arabasi, yati, kati, bir sürü parasi olmus. O kizla da evlenmis. Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasini kaybetmis. Bütün parasi bitmis. Yatmaya yeri yemeye yemegi kalmamis. Ac sefil gezerken komsulari,

- Senin bir arkadasin vardi Nihat diye. O Kayseriye vali olmus, neden ondan yardim istemiyorsun, belki sana bir is verir demisler.

Ahmet reddetmis hemen.

- Bunu kabullenemem demis.

Komsular ne kadar israr ettiyse de bir türlü kabul ettirememisler. Ahmet icin daha zor günler baslamis. Bakmis olacak gibi degil komsularini dinleyip tutmus Kayserinin yolunu. Valilige gelmis.

Ordaki odacilardan birine Nihat beyi görmek istiyorum demis. Odaci Nihat beyin yanina girmis cikmis ve

-Sizi gormek istemiyor demis.

- Nasil olur demis Ahmet. Ona Istanbuldan cok yakin arkadasin Ahmet geldi deyin.

Odaci tekrar gitmis ve,

-Nihat bey sizi tanimadigini eger daha fazla israr ederseniz kovduracagini soyledi demis.

Ahmet duyduklarina inanamamis. Nasil olur da, yemeyip yedirdigi, giymeyip giydirdigi, sevdigi kizi bile verdigi can ciger arkadasi Nihat onu tanimaz. Yikilmis bir sekilde valilikten cikip dogru Nihatin evine eskiden hoslandigi kizin yanina gitmis. Belki yardim eder diye. Kapiyi calmis. Birinin gelip dürbünden kendine baktigini hissetmis. Ama kapiyi acmamis kadin. Bir kez daha yikilmis. Disari cikip kendini toplamaya calisirken yanina yasli bir amca yaklasmis. Ahmetin durumundan cok etkinlenmis adam. Olayi anlatmasini istemis. Ahmet'te oldugu gibi anlatmis. Adam cok uzulmus. Demis ki..

-Bak evladim. Seni cok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim surada bir sarraf dukkanim var. Gel istersen benimle calis. Hem para kazanirsin hem de yatmaya yerin olur.

Ahmet hemen kabul etmis ve calismaya baslamis. Gel zaman git zaman dükkana baska bir yasli amca gelip gitmeye baslamis. Cok iyi arkadas olmus Ahmet'le. Birgün bu yasli amca elinde bir kutuyla gelmis dükkana.

- Bak ben bir yere gidiyorum. Eger 3 ay icerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istedigin gibi kullan. demis.

Ahmet kutuyu almis, odasinda bir yere koymus. 3 ay gecmis, 4 ay gecmis, 6 ay gecmis amca hala gelmemis. Sonunda Ahmet kutuyu acmaya karar vermis. Bakmis icinde, elmaslar, mücevherler, altinlar, bir sürü de para varmis. Ne yapacagini sasirmis. Hemen patronuna gidip durumu anlatmis. Patronu da artik o kutunun kendisinin oldugunu istedigi gibi kullanabilecegini soylemis. Bir de öneride bulunmus.

-Bak sen bu isi iyice ogrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkani acalim. Gül gibi gecinip gidersin. Hemen dükkani acmislar. Ahmet almis basini yürümüs. Ev,araba, yat, kat. Zengin olmus kisacasi. Bir gün dukkana bir anne kiz gelmis. Kizdan hoslanmis Ahmet. Zamanla görüsmeye baslamislar, derken nisanlanmislar. Dügün vakti gelmis. Davetiyeler hazirlanirken kiz valiyi de cagiralim demis. Ahmet kabul etmemis. Nasil olur demis kiz. Biz bu sehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi cagirmasak olur mu? Ahmet yine kabul etmemis. Kiz israrla neden boyle davrandigini sordugunda anlatmis Ahmet. Sorunun bu sekilde cözülmeyecegini soylemis kiz. Biz cagiralim, o yaptigindan utansin demis. Ve ona da bir davetiye yazmislar.

Dügün günü gelmis catmis. Davetliler tek tek gelirken heyecan icindeymis Ahmet. Nihat'in gelip gelmeyecegini düsünüyormus. Derken esiyle kapida görünmüs Nihat. Ahmet, ilk baslarda gözgöze gelmemeye calismis. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaciyormus Ahmet. Hic gözgöze gelmemeye calisiyormus. Dayanamamis birden. Piste cikmis, almis mikrofonu eline. Baslamis anlatmaya.

- Zamaninda ben durumum iyiyken sevgili valimiz Nihat beyle ayni okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat beyin durumu bu kadar iyi degildi. Nihat'i evime aldim. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdigim kizi bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötülesti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydim ki Nihat'a yardim istemeye gittim. Ama o beni tanimadigini soyledi, kovdurdu. Ordan cikip esinin yanina gittim. Ama o kapida benim oldugumu bildigi halde kapiyi acmadi. Sok olmustum. Disariya cikip kendime gelmeye calistigim anda bir amcayla karsilastim. Sagolsun bana bir is, yatacak bir yer verdi. Orada calisirken cevrem genisledi. Baska bir amcayla tanistim. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanima. Bir yere gidecegini 3 ay icerisinde dönmezse kutunun benim olacagini soyledi. Gelmedi. Kutuyu actim. Icinde beni bugünlere getiren yüklü esyalarla ve paralarla karsilastim. Sonra kendime bir kuyumcu dükkani actim. Orada sevgili nisanlimla tanistim. Ve evleniyorum. Anlattiklarim yalansa yalan desin Nihat bey.demis ve birakmis mikrofonu.

Herkes saskinlik icinde Nihat beye dönmüs. Aciyarak bakmislar bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmis. Almis mikrofonu. Baslamis anlatmaya.

- Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi dogrudur. Yalan diyemem. Zamaninda bana cok yardim etti, hakkini ödeyemem. Sagolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama esimi zamaninda sevdigini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittigini, bir gün bana gelecegini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapidan kovdurdum dogrudur. Ama niye kovdurdum. Eger ben o zaman ona yardim etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. Iyi bir arkadasimi kaybetmek istemem. Burdan çiktiktan sonra direk esime gidecegini biliyordum. Hemen esime telefon actim. Ona Ahmet'in gelecegini, kapiyi acmamasini söyledim. Acmadi. Derken bizim evin karsisinda bir sarraf dükkani isleten arkadasim var. Ona hemen telefon actim. Bizim evden cikan bir adam görürse onu ise almasini yardimci olmasini istedim. Ise aldi, yatacak yer verdi. Bir gün babami gönderdim ona. Canyoldasligi etsin diye. Iyi arkadas oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmet'e versin diye. O kutu babamin degildi. Benim de degildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hicbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldi. Iyi kullandi ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kizkardesimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada kizkardesimle birbirlerini görüp asik olmuslar, evleniyorlar.

Birakmis mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes saskinlik icinde kalmis.

Bir an gözgöze gelmisler. Derken birbirlerine sarilip özür dilemisler. Güzel bir dügün olmus, beraberce mutlu yasamislar...



Kacabilirsiniz ancak saklanamazsiniz!


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


21/4/2007 - Kavanozdaki Taşlar
Bulundugu yer: YAZILAR

KAVANOZDAKİ TAŞLAR

Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım" demiş.

Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz doldu mu?" Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş.

"Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş. Kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler. Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?"

İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler. "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?" "Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.

Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.

Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"

Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış; "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

"O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması gereken asıl ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş;

"Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


21/4/2007 - Bilmelisin ki
Bulundugu yer: YAZILAR

BİLMELİSİN Kİ ...

Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki ...

Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki ...

Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki ...

Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da.

Bilmelisin ki ...

Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki ...

Aile hep insanin yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.

Bilmelisin ki ...

Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki ...

Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor

Bilmelisin ki ...

Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Bilmelisin ki ...

Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Bilmelisin ki ...

İki kisi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Bilmelisin ki ...

Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Bilmelisin ki ...

Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

Can Yücel

 


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


28/3/2007 - MAHALLE
Bulundugu yer: YAZILAR

Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış.
Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş.

Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermis.
Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.

Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.
O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.

Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dersanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV'yi,Interneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri kesfetmeyi.

Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları.
Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.

Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş, kaybedince kapısı, Teksas'ı, Tommiks'i, Konyakcı'nın dişlerini...

İc içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üc korner bir penaltıyı.
Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını....

Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...
Evlerin arkasındaki odun kömur depolarını.
Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı.
Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-odleği.
Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paralari...
Açık hava sinemalarını, frigo buzu...


Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış.
Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmis.
Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmiş.

Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar.
Anneleri babaları onları çok seviyor.

Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor.
Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria'dalar.
Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor.
Çocuklar trafik kaygısıyla, koşedeki markete dahi gönderilmiyor.
Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dersane reytinglerini izliyorlar.

Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar.
Seksek oynamayı degil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.
Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98......
Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...
Ve şehrin dışında ağaclar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor.
Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...


Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukların...


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


22/3/2007 - KÜÇÜK BİR HİKAYE
Bulundugu yer: YAZILAR

KÜÇÜK BİR HİKAYE

Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay şöyledir: Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce.

Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Peki nasıl olmuş da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmış ? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalı.

Böylece adam çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar. Sonra nereden çıktığını farkedemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle... Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmektedir...

KALBİNİZDEKI SEVGİYİ ASLA ÖLDÜRMEYİN, SİZİ SEVENLERİ ASLA TERKETMEYİN !


Yorumlar ( 3 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


22/3/2007 - İNSANI DÜZELTMEK...
Bulundugu yer: YAZILAR

İNSANI DÜZELTMEK

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düsündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu.

Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi. Sonra düsündü; oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içinde kaldı ve bunu nasıl yaptığını sordu.

Çocuk şöyle cevap verdi :

- Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ.

 


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı



Benim hakkımda


Yaşamın en içten duygularını, şu kısacık hayatta paylaşmak adına herkese merhaba...

Son yazılarım
Menü
Arkadaşlarım
Baglantılarım




Ziyaretçi Defterim


Geo Visite...




3 sayfadan 1 . sayfa
| ileri

GIRLY MYSPACE CURSORS!